Make your own free website on Tripod.com

SANAT-  ŞİZOFRENİ- KÜLTÜR --- Mevlana İdris için----

 

- dostluk sımsıkı birlikteliğin yalın ve hayatla birlikte tanımlanmasıdır- ve bu nedenle ancak erdemli iki kişi arasında sürdürülebilir bir ilişkidir.-

 

 

Sanat ve özellikle de dilin sanatsal kullanımı insanın ruhsal bütünlüğünü parçalar ve HAKİKATİ ters bilinçlenme, imgelem ve yanılsama yolu ile yalana dönüştürür.

 

Sanatsal yolla kurulan bütünselin imgesi, tüm parçaları öylesine sıkıdüzen bağdaşık bir şekilde bir araya getirmektedir ki, artık hiçbir yerinde su sızdırmaz bir küpün geometrisinin içine hapsetmekle, bir kül halinde  BÜTÜNSELİN İMGESİ HAKİKATİN KENDİSİNE dönüşür. Ve artık bir hakikatten bahsedilemez

 

Burada artık sanatsal ve aslında her tür bilgi, yaşama bilincine bir meydan okumakla kalmamakta, benliği bölmekte, belleği parçalamaktadır. Sanatsal imgenin bütünlüğü ile, benliğin bölünmesi atbaşı işleyen bir süreçtir.

 

21. yüzyılda dünyanın olgusal parçalanmışlığı muazzam boyutlara vardıkta, artık bir yaalan dahi olsa bütünsel bir imge kurulması imkansızlaşmaktadır. Çünkü teknoloji düşüncemizden çok daha hızlı ilerlemektedir ve bunun yol açtığı bölünmenin kavranılması neredeyse imkansızıdır.

 

Sanatçının mevcut imkansızlık karşısında kendi ruhsal bütünlüğünü de kurması imkansızlaşmaktadır. Bu da  tersine dönerek dünyanın bütünsel bir imgesinin kurulmasını imkansızlaştırmaktadır. Olgusal parçalanmışlık arttıkça, sanatçı da parçalanmakta, ve tam tersi süreç bu defa real controvercy oalrak işlemektedir.

 

Bu tikel parçalanmışlık sürecinde  , ortaya çıkan şey  şizofreni ile birlikte

Rezerve travmalar

İğdiş edilmiş benlikler

Ve sefil fareler sevilen öznel hayatlardır.

 

YALANIN BÜTÜNSEL BİLİNCİNİ DAHİ OLUŞTURAMAYAN SANAT, SANATÇININ HASTALIĞIDIR.

 

Aynı şeyi kültür için de geçerlidir. Kültür, “insanları bilimciliğe ve resmi beğeniye – yani moderniteye- uydurmaya zorlayan bir zihniyetin ve şüphesiz her şeyi yutan  ve insanları tarafsızlığa suç ortağı  etmekten başka bir işe” yaramaz. (1)

 

Bir topluluğun gelli bir süre  sahip olduğu  değerler, teknikler, kurumlar , insanlar ve entelellektüalite  bütünü olarak uygarlığa da meydan okur kültür. Çünkü anlık bir bilinç durumuyla özgün tarihsel kesite hitap eder.

 

 

“ Görsel sanatların gerekliği ileri sanayi toplumunun işleyişi açsından temel önem taşıyan iki yolla tanımlanır. Kitleler için bir gösterim ve yöneticiler için bir gözetim nesnesi olarak. İmgelerin üretilmesi, aynı zamada  bir yönetim ideolojisi de sağlar”

                                      

“Toplumun işleyişi açısandan temel önem taşıyan” sanatın yerini hayat nasıl alabilir, artık buna izin verilemez, çünkü, “ kapitalist toplum imgelere dayanan bir kültür gerektirir. Satın almayı hızlandırmak, sınıfsal, ırksal ve cinsel zedelenmeleri uyuşturmak için sonsuz miktarda eğlence sunmak zorundadır. Doğal kaynaklardan daha iyi yaralanmak, üretkenliği artırmak, düzeni korumak, savaşlar açmak ve bürokratlara iş yaratmak için sonsuz miktarda bilgi toplama gereksinimi vardır” ( 2)

 

ayrıca gündelik hayatın kültürel tüketimi, hit- imajlar ve ayaktakımı yaratma süreci ile, kültürel tüketim sürecinde tek tek öznel ruhların  ( bedenlerin çerez olduğu mekanlarda) bir diğerine pazarlandığı, - meta üretimine dayalı kadim kapitalizmin aksine- çağdaş kapitalizm sermayenin birike birike gösteriye dönüşmüş halidir. Nazik beyefendiler ve saygıdeğer hanımefendilerin  çağdaş, ilerici, demokrat, modern, pozitivist, akılcı ve bilimci yaşam tarzları ancak ve ancak kültürel tüketim merkezleri aracığı ile kurulmaktadır.

 

BU NEDNELE GÜNÜMÜZDE KÜLTÜR ZORBALIĞIN KABUL GÖRDÜĞÜ EN ÜST BİÇİM OLARAK DURUR ve sımsıkı bir birlikteliğin yalın ve hayatla birlikte tanımlanması demek olan  dostluğu, şövalyece duyguları,  doğal ve pastoral olan her şeyi acımazsızca parçalar , atar.

 

Oysa kültür içinde doğduğumuz toplun ve sistemle  en radikal  çatışma içinde görünerek ( ki Marksizm de olduğu gibi en radikal akımlar kültürün de üreticisidir)  onu yapay aklileştirerek – uzlaşmamızı sağlar. Burada söz konusu olan artık yoz  pupl fiction değil  hot be hot üst kültürün kendisidir.

 

Kültür bu anlamda insan zihninin çağı aşan yönlerinin tepesini budar- uyum sorunun çözer.özenle hazırlanmış site peyzajlarında yabani otların ne işi var. Her şey muntazam, eşkenar dörtgen, prizma olmalı.( Brecht buna özün şekle feda edilmesi diyor ) . Eğer bu uyumda bir sorun  çıkarsa, açığa çıkan nevrozlar dır ki, elan çağın papazlarından birine- psikoterapiste teslime dilmeniz gerekir. Daha ilerisi ise delilik ve kapatmadır. Bu tehdit çağın  ( tüketim ) kültürünün en önemli insanileştirici ve evcilleştirici işlevidir.

Çiçekleri tabelaya uygun seviniz, kahkahalar rejisörce buraya yerleştiriliyor, zamansız gülme ruh üşütmesine neden olabilir, ve ruhumuz göktaşı düşebilir.

 

Kültür çağımızın en katı determinizmidir.

 

Dünya öylesine aydınlığa boğuldu ki, lümen kudretinden körleştik- kuvvetli ışık altında sorgulayıcılarımıza kamçılanan tüm isyancı  duygularımıza dair nedametnamemizi imzalayıp, pişmanlık yasasından yararlanmak üzere – kişiliğimizden feragat etme karşılığında sunduk. Üstat biz yoksullaşan dünyanın  uysal sakinleri olmak istiyoruz; zira görebildiğimiz tek şey ,görünen her şeyi prafanlaştıran  ışık ve onun effektleridir.

 

Giovanni’nin “masumların katli” heykellerinde  alçaklığa yöneltilen cesurca aşağılamalar dahi kültür konusunda çağımız insanını uyandırmaya yetmeyecektir.

 

 

BİR TİRAD

 

Çıplak bedenleriniz üzerine uygulanan yalınkılıç işkencenin vazgeçilmez cazibesidir ki, egemenlerin tarihsel korkularının üzerlerinden atılmasını sağlar. Zira, onların üzerinden atamadığı tek şey kendi kaçınılmaz pratik yenilgileri olmuştur.

 

Bu bakımdan her cumhuriyetin yegane  ve vazgeçilmez temeli teknik olarak yetişmiş, az sayıdaki mihnet ve saygı ile anılan işkencecileridir.

 

Değilse, kimse yasaların ruhuna saygı olsun diye, mevcut bir rejim altında asla yaşayamaz. Zira,  ne Romalı köleler toprak yaslarına bağlılıktan dolayı sistem içinde kalmamışlardır; ne de, Bizanslı plepler.  Patricilere Romalı  saygınlığını kazandıran ve koruyan   elbette ki Pretorların emrindeki kızgın demir ocaklarıdır.

Zorla kazanılan saygınlığın asilce sürdürülmesidir ki, nazik hanımefendilerinin ince zevklerine uygun  sanat şaheserlerini yaratmıştır. Bugün  bir Roma sanatı, edebiyatı, estetiği, kültürü , mimarisi, zevkinden bahsediliyor ise,  hepsi kızgın demir  damgasıyla  dağlı her mukaddes paryanın işkencesine bağlıdır.

 

Her büyük medeniyetin gösterdiği bu sanatsal/ kültürel başarıyı gösterecek isek, ulusal olarak tekniğini borçlu olduğumuz kişilerin onursal  paylarının övüncünü de taşımamız gerekir.

 

Ve sanat, size şunu söyleyecektir; “bak pete non dolet”! Hakikati korumak için alışkın olduğumuz her şeyi bir kenara bırakmak, - ikincisini çok sevsek bile-  verili olan her şeyi ÖNCELİKLE KÜLLEN RED VE İNKAR ETMEMİZ GERKİR. Değilse hadım bir kabızlık içinde yürüyen geri zekalı spastik parodiden, şizofreniden, depresyondan, hodbinlikten, sinik ve iki yüzlü bencil yaşam kalıplarından kaçış yoktur. Çünkü çağ Heidegger’ci çağdır ve siz zavallı birer unsursunuz.

 

Size cevabı Türk Filmlerinin  unutulmaz helacı kadını Arzu Akay verecektir.Ölümünden bir hafta önce yapılan röportajda şöyle diyordu: “gidilecek bir yer var mı; varsa nereye gidilecek ise oraya gidelim. “diyordu.

 

Ve siz, heyhat!   Hala  sizi sarmakta olan kefen bezinize para  ödüyorsunuz!

 

MERAKLISINA NOTLAR:

 

Mehmet Akif Ersoy bile, Şebülreşad dergisinin manifestosunda,  dil, edebiyat ve kültürün “ halkı etki ve hakimiyet altına alma aracı ” olduğunda  bahisle övmüştür. (3)  Oysa Paul Valery, tam tersine yergi ile, “ sanatın tek bir amacı vardır ruhun zapturapt altın alınmasıdır” der.( 4),  “ kişilik parçalanmıştır, hasta saldırmak üzeredir. Seyrek rastlanan birkaç talihsiz kişi için yukarıda saptananlara  bir başkasını daha ekleyin: işte Avrupa kültürü” Sartre.( 5)

 

 

“gladyatörler türü yok olmadı; her sanatçı bir gladyatördür, kamuoyunu, seyircileri can çekişerek eğlendirir”. (Gustave Flaubert) ( 6)

 

 

1-     T. Burrchardt “ aklın aynası” , İnsan  1997, ist  sh. 73

2-     S. Sontag, “ fotoğraf üzerine”  , Virgül, sayı 30, sh. 31  mayıs 2000

3-     İ kara,  “Ameldefteri” sh. 230

4-     Ali Akay, “ sanatın sosoyolojik Gözü” Bağlam, ist, 2000 sh. 227

5-     Sartre, “ hepimiz katiliz” Belge, ist, 1995, sh. 146

6-     Max Horkheimmer, “ akıl Tutulması” metis, ist, 2000